|
|
|
Tarih : 02.07.2008 - 10:31:03 |
|
| Bu yazıyı yazıyorum diye başıma bir şey gelir mi bilemem.
Dün Ankaradan kiminle konuşmaya çalışsam Telefonlar şeffaf zaten, lütfen bana bir şey sorma diyordu. Kimi sinirli, kimi endişeliydi... |
|
| |
Bazıları işi şakaya vuruyordu.
Hepsinin ortak noktası işe korkuydu.
Acaba başıma bir şey gelir mi?
Kimse kusura bakmasın ama benim içim bulanıyor.
Sıkıntı bastı, her şey üzerime üzerime geliyor.
İçimden yazı yazmak da gelmiyor.
Fikirleri ne olursa olsun, bir gazetecinin o şekilde götürülmesi…
Sağında bir polis, solunda bir polis.
Kollarına girmişler.
Ortada Mustafa Balbay.
Kimse beni Mustafa Balbay’ın darbe için plan yapan bir çete örgütünde
olduğuna inandıramaz. Çeteye da bakın, emekli paşalar ve Ankara Ticaret
Odası Başkanı Sinan Aygün. Aygün madem darbe yapacaktı sağı
birleştirsin diye niye o kadar uğraştı? Deli mi bu adam?
Dönüp dolaşıp Mustafa Balbay’ı düşünüyorum.
Bir gazeteci nasıl böylesine darbe manyağı biri olarak gösterilmeye çalışılır?
Adam ne düşünüyorsa yazıyor zaten.
Yoksa AKP sadece kendi gibi düşünenlere mi demokrat?
İşlerine gelince herkes konuşsun ama Latife Tekin gibiler sussun!
Latife Tekin gibi aydın takım AKP’nin başına gelenleri Avrupa’ya,
Amerika’ya anlatır da, ‘Ülkede insan hakları ihlal ediliyor, düşünce
suç oldu, rahatsızız’ derse en büyük aydın bizim aydın oluverir. Ama
kimse merak etmez Latife Tekin AKP’yi eleştirdiği konuşmasında
gerçekten de neler diyordur? ‘Ne anlar Latife Tekin enerji işinden?’
yazıları yazılır. Elinin hamuruyla erkek işine karışmasın durumu. Çünkü
ülkede herkes hep en iyi bildiği konularda konuşmaktadır ya hani!
Örneğin Latife Tekin niye Cumhurbaşkanı Gül’ün sofrasına çağrılmaz?
Gerçekte neyi eleştirdiği, hangi politikaları kötü bulduğu sorulmaz?
Yeterince aydın değil midir yoksa?
Acaba Mustafa Balbay gibi o da soruşturmanın bir köşesine sıkıştırılır mı?
Bendeki hissiyat budur.
Hani bir zamanlar Şemdin Sakık’ın aslında hiç söylemediği isimlerin ortaya çıkması gibi.
X X X
Siz de kendinizi büyümenize izin verilmeyen bir çocuk gibi hissetmiyor musunuz?
Birileri darbe peşinde.
‘Demokrasi falan olmaz, bu ülkeye, sana fazla’ diyorlar.
Sen dur ben senin yerine yaparım.
Öte yandan yine benin adıma, benim iyiliğime hareketlerde bulunan bir hükümet var.
Oy vermediğim, asla vermeyeceğim.
Diyor ki ‘Sen düşünme bunları, güzel kafanı yorma, ben senin adına her şeyi hallederim.
Darbecileri de hallederim, bana muhalefet edenleri de…
Bu arada iki taraf da korku salmayı unutmuyor.
Telefonlar dinleniyor, herkes izleniyor.
Düşündüğünü söylersen bir gece vakti ya da sabaha karşı evinden alınırsın.
Benim onayımı almadan parti marti de kuramazsın, siyaset yapamazsın.
Sen öylesine küçük, aciz bir halksın ki…
Düşünemezsin…
Ben senin yerine yaparım!
Budur işte.
Bize yapılan muamele budur.
Bir gazeteci ‘Bu yazıyı yazdım diye başıma bir şey gelir mi’ diye başlıyorsa…
Biz de bu muameleye müstahakız, orası da ayrı tabii…
NE ÖĞRENDİM?
Aslanlar kendi tarihlerini yazmadığı sürece avcı hikayelerine inanmak zorundayız.