Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Spor - Hiç kimse bana bir şey gelmez dememeli - Cumhuriyet Haber - İlkeli - Tarafsız Haber Portalı
   
 Hiç kimse bana bir şey gelmez dememeli

Hiç kimse bana bir şey gelmez dememeli
 Yazı Boyutu

 Tarih : 08.07.2008 - 14:36:05


Mustafa Balbay gözaltı sürecinde yaşadıklarını ve Ergenekonun nereye kadar uzanacağına dair öngörülerini Teke Tekte Fatih Altaylıya anlattı

 

Kanal 1'de Teke Tek programına katılan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, gözaltı süreci ve sonrasını Fatih Altaylı'ya anlattı.

VİDEO İÇİN TIKLAYIN

İlhan Selçuk ve diğer gazeteci arkadaşlarımızın bazılarının gözaltına alınmasından çok da farklı bir süreç yaşamamışsın gördüğümüz kadarıyla. Çünkü sana yöneltilen suçlamalar arasında ipe sapa gelir bir şey göremedim. Telefon dinlemeleri, gazete içi ilişkiler, bir gazetecinin günlük olağan ilişkileri içinde dönen bir sorgulama olmuş. Hangi gazeteciyi gözaltına alsalar bu soruları sormaları mümkündü. Senin yapmış olduğun açıklamalarda bir şey dikkatimi çekti. "Gözaltında Sinan Aygün kafasını duvara yaslamış, kafdasını hafifçe duvara vurarak 'Beni zorla başbakan yapacaklar' diye tekrarlayıp duruyordu." Bu ne demek? Sinan Aygün bu gözaltıların kendisine daha da bir siyasi kimlik yüklediğinin, siyasetin içinde farklı bir boyutta yer almaya planladığınızı mı anlıyoruz?

Balbay: Aynen söylediğin gibi Sinan Aygün'ün siyasette yer alma eğilimi zaten var. 2007 yılının nisan ve mayıs aylarında Anavatan-DYP birleşme sürecinde Sinan Aygün yer almıştı. ATO'daki odasını DP'nin bire katına taşımıştı. Belediye başkanlığı seçimlerinde anakent belediyesi için, hatta CHP'den bile adı geçmişti, geçen dönem için. Yani Sinan Aygün'ün böyle bir niyeti var. O nedenle gözaltına alındıktan sonra da tabi herkeste doğal olarak kendine konduramama psikolojisi vardı. Sinan Aygün de bu sürecin kendisine olağanüstü bir zarar vermeyeceğini, tam tersine siyasete girme azmini güçlendireceği bir havadaydı. Buna benzer birkaç diyaloğu daha oldu. Özellikle de Ankara'dan İstanbul'a giderken "bu gidişle beni ön plana çıkaracaklar" havasında hissettim, Sinan Aygün'ü.

Poliste ifade vermeyi reddettin. Saygıdeğer bir tavırdı, ben de olsam belki de benzer bir şekilde hareket ederdim. Ama sonra savcışığa sevk edildiğinde konuştun. Niçin poliste ifade vermek istemedin de savcılıkta konuşmak istedin?

Balbay: Her şeyden önce bir iğki şeyi vurgulamak isterim. Birincisi bizim dokunulmazlığımız yok. "Bize hiçbir şey yapılamaz" demeye benim hakkım yok. Delili olan herhangi bir şey varsa tabii ki bizlerin de bilgisine başvurma, gerektiğinde dava açma hakkı var. İkincisi, medyanın elbette tümü değil ama bu operasyondan bir gün önde giden haberler var. Onlara genellikle emniyet ifadeleri sızdırılıyor. Savcıya ngitmeden önce o gün birkaç yayın organında savcının önüne "İşte sizin önünüze gelecek olan kişi bunu dei, zaten böyleydi" diye medya üzerinden şekillendirilmiş bir yapı oluşturuluyor. Ondan sonra savcı da ister istemez, kamuoyu da etkileniyor. Polisle ilgili hiçbir problemim olmadı. Çok ilginç polislerle de karşılaştım. Yüksek lisans yapan polislerle, hatta kitap yazan polislerle, onlardan ikisinin kitabını aldım, 400 sayfa kadar okudum. Yani bu polise kurumsal bir tepki olarak değil. Ama durumsal bir tepki deyim yerindeyse. Polis aşaması ve orada benim devamını öngöremediğim kimi olasılıkların ardından savcılıktaki ifade süreci...Böyle ikili bir durum olsun arzu etmedim. Madem ki böyle bir durum var. Kendimden hiç şüphem yoktu. Endişem benim dışımda düşünülmüş kimi şeyler ya da ben ayda 4 konferansa katılıyorum. Konferanslardan birinde yanıma gelen birkaç kişiyle ayrıca gösterdiğim bir samimiyetin fotoğrafı...Bu tür şeyler beni endişelendiriyordu. Onun dışında hiçbir kuşkum yoktu. Çünkü Ankara'da gazetecilik yapan insanların Ankara'nın bütün kesimleriyle diyaloğu var. Hükümetten de konuştuğum insanlar var, yargıdan var, askerden var...Orada bir kurumsal tepki değil, bir bilgi kirliliği yaşanıyor şu anda. Ve belki de bu operasyonun bir başka adı "Medya Operasyonu". O aracılıkla giden bir yapıdalar. Ordaki tavrımın nedeni buydu.

Hakikaten bir medya operasyonu var. Bir bakıyorsunuz, bizim yıllardır aleyhinde yazılar yazdığımız "Devlet içindeki çeteler ortaya çıkarılsın" dediğimiz, hatta bugün gözaltındakilerin bazılarının isimlerini ilk zikreden gazeteciler biziz. Cumhuriyet gazetesi o dönemde çok önemli işler yaptı. Ben Hürriyet'te çok önemli yazılar yazdım. Bugün, "Bunların üzerine gidilsin" dediğimiz kişiler gözaltında, ancak onlarla mücadele etmiş isimleri de bunların yanına yamıyorlar. Bence işim vahim tarafı da galiba bu. Hesap sorulması gereken çetelerden hesap sorulamayacak, iş sulandırılacak diye korkuyorum. Çünkü bunların bazıları ile ilgili benim de kafamda şüpheler var.

Savcı Zekeriya Öz'le karşı karşıya geldiniz mi hiç?

Balbay: Bir kez geldim. 3 savcı busoruşturmayı yürütüyor, biliyorsunuz. Nihat Bey, Mehmet Ali Bey ve Zekeriya Bey. Nihat Bey'e ifade verirken Zekeriya Öz de salona girdi, çıktı. Sonra ayrıca bir değerlendirme yapacaklarını Nihat Bey aktardı. Kamuoyunda Öz'ün adı ön plana çıkıyor ama benim anladığım kadarıyla 3 eşit görev var orada. O anda sorgusu alınacak kişileri üçe ayırdılar. Savcılar da kendi önüne gelen dosyalarla ilgili soruyorlar. 9 saat sürdü oradaki sorgum. Ysrgıya duyduğum saygı nedeniyle ben o sorulardan bahsetmek istemiyordum. Ama baktım ki gazetelere bir bölümü yansıyor. 9 saatlik sorgu ve 3 bölüm yansımış. Şimdi sadece o bölüm kamuoyunda tartışılırsa insanların kafasında "O sorulduysa, şu da vardır" anlamı gelmesin diye de bir bütünlük içinde bana yöneltilen yelpazeyi aktardım. Burada benim dikkatimi çeken, ben hukukçu değilim, ama gazeteci olarak gelişmeleri izliyorum. Bir delilden suçluya gitmek var bir de birini yakalayıp ondan zorla delil elde etmek var. Bana yöneltilen soruların tümü, ikiye ayıracağım. Bir kısmı telefon dinlemeleri, onun dışındakilerin tümü gözaltına alınmam sürecindeki evimde ve işyerimde elde edilen belgelerin bana sorulmasıydı. Örneğin kamuoyunda da tartışıldı "Ahmet Necdet Sezer Belgesi" bir bakıyorsunuz okurun faksı. Savcı da ciddiye almamış olmalı ki işyerimden belge olarak alınanların çoğunu bana sormadı. Çünkü bazıları büromuzun yaptığı haberlerdi. Onları bir delil olarak getirdiler. Sanki "Gözaltına alalım, oradan bir şeyler de çıkar" diye de bir hava sezdim.

Bir şey daha dikkatimi çekti. Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz'ün makam odasında yaptığın bir görüşme var. Bu görüşmenin kaydı sorgu sırasında önüne konuyor senin. Burada ilginç bulduğum birkaç şey var. Birincisi Jandarma'nın acaipliği. Yani seninle bir görüşme yapıyorlar ve bunu kaydediyorlar. Bence orda da bir kandırmaca var. Jandarmanın tavrı da anormal. Özel bir görüşme yapıyorsun ve bunu kaydediyorlar. Bu da çok enteresan değil mi?

Balbay: Enteresan. Doğrusu ayrıca açıklanmaya muhtaç. Gerçekten söylüyorum, çok fazla bilgim yok. Ama o dönem, spekülatif olmasın ad vermek istemem, sadece benim bildiğim 6-7 gazeteci bu sohbetleri yaptı. İnsanlar konuştu. Ankara'nın haber kaynaklarından biridir bu tür yerler. Bunu kaydedip arşivlere koymak gerçekten de açıklanmaya muhtaç bir durum.

Bu birinci enteresan şey. İkincisi bu görüşmenin kaydı size soru olarak yöneltiliyor. Yine iddia o ki Eruygur'un ofisindeki arama sonucunda bu kayıt bulunuyor ve size soruluyor. Söylediğiniz "Balbay'ı gözaltına alalım, nasıl olsa bir şey çıkar" orda var mı? Yoksa bu kayıt ellerinde daha önce var mıydı? Bildiğim kadarıyla Eruygur senden sonra ifade verdi. şimdi senden sonra ifade veren birinin evinde bulunan bir kayıt anında deşifre edilip sana soruluyor. Bunda bir acayiplik sezinledin mi sen?

Balbay: Şimdi durum acayip. Söylediğin hangi olasılık söz konusu olursa olsun acayip. Bu açıklanmaya muhtaç bir durum ama benim dışımda bir durum. Durumun mağduru benim. Çünkü samimi bir sohbet, kimler kaç kişi şu anda hükümetten sayabilirim. Kendi aralarında dost ziyareti yapanlar, yargıda hükümete yakı9n olup sivil araçla birbirlerinin evine gidenler...Oraların birinde kamera olsa kim bilir ne sohbetler vardır. Bir defa hukukta da bu tür şeylerin delil niteliği yok. Öünkü tarafların bilgisinin dışında.

Size bir okurdan gelen faks. Kamuran İnan'ın Milli Seferberlik Hareketi'nin faksla yolladığı davetiye. Bu da size soruldu. Bu sizin evinizde mi bulunmuş? Yoksa telefonlar gibi fakslar da mı "dinleniyor"?

Balbay: Gazeteden. Belgenin adını da söylüyorum. 9 no'lu belge. Buna benzer 15 kadar durum var. Ben durumu daha da sulandırma istemiyorum. Ama bu soruşturmayı "Ne bulursak koyalım" havasına girdiğini anlatan çok güzel örnek. Ahmet Necde3t Sezer adı gündemde. "Onun içinde olduğu bir durum var mı?" gibi bir yaklaşım gördüm. Ki bugün Zonguldak'tan bir vatandaş kendince o 36 kişilik liste yapmış ve CHP ona göre böyle kurtulur.

Mehmet Haberal'ın düzenlediği toplantının demokrasi açısından tartışılacak yanı. Can Dündar'ın benim de katıldığım "Neden" programında herkes gibi ben de görüşlerimi sundum. Örneğin ben çözümü AKP'nin karşısında iktidar olmasa bile iktidar seçeneği oluşturabilecek güçlü bir siyasi partide görüyorum. Haberal'ın böyle bir arayış içine girmesinin çok da sorgulanması bana ayrıca manidar geldi. Neden Haberal çağrılınca bu kadar inceleniyor denmesi de ilginçti.

Tam sizin gözaltılar sırasında iktidara yakın gazetelerden altısında birden aynı başlığı gördük. "7 Temmuz kaos planı" Ben bunu görünce güldüm. Birincisi bu işi organize edecek olan Tuncay Özkan'mış. Dün Gaziantep'te 500 kişiyi toplayamadı...Bu kaos planı soruldu mu?

Balbay: Bu bana sorulmadı. Ama gözaltının ikinci gününde böyle bir şeyin çıkması ister istemez toplumun bir kesiminde bir hava doğmasına sebep olabilir. Bir miting için 1 ay önceden hazırlanır. Ne Cumhuriyet'te ne de Tercüman'da haber var mıydı* Hiç inandırıcılığı yok. Acaba olmuş bir şe bulamadılar da, olmamış bir şeyi mi çıkarıyorlar?

Çok ilginç sözlerin var, sorgulamadan sonra. "Bana yöneltilen sorular ve sorulardaki cımbızlamaların dışında söylüyorum. "Bu süreç devam ederse akla hayale hiç gelmeyecek isimler bile bunun içine sokulabilir." Bir süredir özellikle iktidara yakın medyada çeşitlli imalar, isimlere yönelik birtakım işaretler var. Sen bu operasyonun nereye kadar yürüyeceğini düşünüyorsun? Bazı eski veya yeni medya patronlarının ismi geçiyor. Ergun Babahan Mustafa Özkan'ı yazdı biliyorsun...

Balbay: Şimdi spekülatif bir şey söylemek istemiyorum. Ben yöneltilen sorulardan diyelim birtakım toplantıya 40 kişi katılmış. Orda sadece önceden seçilmiş 3 kişi "Ne dedi?" diye merak ediliyor. Ya da bir başka siyasal hareketin içinde yer alan onalarca insandan birkaçına bakılıyor. Bana öyle geliyor ki önce o kesimi hedefe tutma, ondan sonra bağlantıyı bulmak gibi bir eğilim sezdim. Ucu çok çatallı olup derinleşecek bir havayı da sezdim. "Hiç kimse bana bir şey gelmez" diye hissetmemeli. Bunu sezdim. Öyle bir koku aldım.


  Editör : Soyad

76 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 
 
 

 Duyuru

Henüz Duyuru Eklenmemiş

 
 Köşe Yazıları

Çiğdem Taşçı

Çiğdem Taşçı ¬
Yazı Eklenmemiş

Soyad

Soyad ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Bu Ay içinde Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 5
 Bugün : 11
 Dün : 32
 Toplam : 6269
 Ip No : 38.103.63.57
     

 
 Son Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Haberler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.6139 1.6217
  Euro 2.0438 2.0537
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 




 
 

   © Copyright - 2005- Cumhuriyet Haber - İlkeli - Tarafsız Haber Portalı - Tüm Hakları Saklıdır.